Buluştukları bir akşam başarılı bir bilimadamı ve matematikçi olan Alexander (Guy Pearce)' ın bir hırsız tarafından yanlışlıkla sevgilisi öldürülür ve bütün hayatı değişir. Bir zaman makinası yapmak ve sevgilisi ile buluşma anına geri dönerek zamanın akışını değiştirmek ister, fakat işler planladığı gibi gitmez.
Süre
96 dakika
İzlenme
150163 izlenme
Türler
Bu tür filmlerde mantık belki öncelikli olmayabilir, ancak binlerce yıl sonra insanların hala İngilizce konuşması ve dilde en ufak bir değişiklik olmaması, filmin ne kadar yüzeysel olduğunu gösteriyor. Biz böyle bir şey yapsak, birçok kişi alay konusu yapardı, bundan eminim.
Özetle, film derinlikten yoksun bir yapımdı.
"Hepimizin zaman makineleri vardır öyle değil mi? Bizi geriye götürenler anılarımız; ileriye taşıyanlar da hayallerimiz."
H.G. Wells'in Zaman Makinesi kitabını geçenlerde yeni bitirdim. Kitabı okurken içindeki felsefeyi çok beğenmiştim. Kitapta insan türünden iki yeni tür çıkıyordu. Biri; zevk-ü sefa içinde yaşayan, güneşin ve hayatın tadını çıkaran zengin kesim; diğeri de bodrumlarda yaşayan, yer altı atölyelerinde ve madenlerde çalışan işçi kesimi. Kitap bu iki kesimin yüz binlerce yıl sonraki evrimini anlatıyordu.
Filmde ne var? Filmde, klişe bir aşk hikayesi ve Yüzüklerin Efendisi çakması Morlocklardan başka bir halt yok. Kitabın felsefesinden çok uzak. Bir de bir arkadaşın yorumunda da belirttiği gibi: "Al sevdiğin kadını git, geçmişte yaşa." Senaryo yazıyorsan bu tür salaklıklardan da kaçınacaksın... Aşkı ağızda sakız yapmış yılışık senaristler.