Jerzy Kosinski’nin tartışmalar yaratan tanınmış ve oldukça sert romanı Boyalı Kuş’un ilk sinema uyarlaması dünya prömiyerini Venedik Film Festivali’nde yaptı. Çek Cumhuriyeti’nin Oscar adayı Boyalı Kuş, İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru çorak, ilkel Doğu Avrupa’da bir yerde, yalnız bir çocuğu izliyor. Kimsesiz kalan Çocuk köyden köye, çiftlikten çiftliğe geçiyor; cahil, hoşgörüsüz, acımasız sivil ve askerlerle karşılaşacağı sonu belirsiz bir yolculuk sürdürüyor. 35mm sinemaskop çekilen siyah-beyaz film, klişeler kadar melodramdan ve duygusal yönlendirmelerden de kaçınarak savaşın dehşetini aktarıyor.
Süre
169 dakika
İzlenme
83560 izlenme
Yıl - Ülke
bir süre sonra diğer kuşların bu şaşkın bakışları hırçınlığa, kızgınlığa ve şiddete dönüşür. sürünün boyasız tüm kuşları, boyalı kuşa gagalarıyla saldırmaya başlar. var güçleriyle boyalı kuşun tüylerini yolar, yolunan boyalı tüyleri ağaç dallarından aşağıya serbest ve hüzünlü bir düşmeye bırakırlar. tüm bunlar olurken köylüler gökyüzünde cereyan eden bu kavgayı kahkahalarla izler. kuşların farklılığa olan tahammülsüzlüğünün, insanlığa anlatabilecekleri kimsenin aklına gelmez. kesif bir kahkahadır sadece zihinlerinden dökülüp eyleme geçebilen. boyalı kuş, tüm tüyleri yolunmuş kanlı bir top halinde ağacın dibine düşer. kuşun yitip giden canıyla birlikte köylülerin eğlencesi de son bulur.
kosinski, boyalı kuş’la bizleri, ıı. dünya savaşı yıllarında annesi ve babası tarafından daha güvenli olduğuna inandıkları uzak bir köye gönderilen bir çocuğun ıstırap yüklü hikâyesine götürüyor. çocuk, doğu avrupa köylerinde kara saçları, kara gözleri ve kavruk teniyle renksiz bir boyalı kuştur. itilir, kakılır, dövülür, hırpalanır, tüyleri olmadığı için yolunmaz ama insan olduğu unutulur. anlatım sizi öyle etkiler ki; hikâyenin içine dalıp çocuğu çekip alasınız gelir.
Muazzam bir yönetmenlik, Gerçek ve gerçekler. Çok acımasız ve sert ( İzlediğim en sert film ) Her bir karesi fotoğraf ( Fotoğrafçılar kaçırmasın ) Bir seferde oturup izyeceğiniz bir film değil ( en azından kendi adıma ) Mola vermek için filmi yarıda durduktan sonra ben kaç tane film izledim dedim kendime ve izlerken 169dk. olduğunu da bilmiyordum. Petr Kotlar 12 yaşında, o nasıl bir oyunculuk ve olgunluk.
Film aslında hayatın ta kendisini gayet net bir şekilde anlatıyor. Bazı insanların özgür olmamaları onlar ve insanlık adına iyidir. Hepimiz vahşetin çocuklarıyız.
2. Dünya savaşının getirdiği hatta savaşların getirdiği vahşeti hiç çekinmeden gözünüze gözünüze sokuyor. Bir çok başarılı oyuncu var küçük rollerde ama bir o kadar etkili rollerde karşımıza çıkıyor.
Gerçek bir drama ve savaş filmidir desem filmi kategorize etmiş olacağım. Sinemaya yakın bir insanın bu filme kayıtsız kalması söz konusu bile olamaz. Yine bence sinema tarihinin en iyi 10 filminden biri olmasını sonuna kadar hak ediyor.
Filmin yaş grubu 30 yaş üstü ve bir aile filmi değildir. Türkiye'de nasıl gösterilecek bu film bilmiyorum ama umarım sansüre uğramaz. Film maalesef yine Underrated olacak.