2031 yılında, küresel ısınmayı durdurmak üzere yapılan bir deney yanlış gitmiş ve dünya yeniden buzul çağına dönmüştür. Bu felaketten geride kalan az sayıda insan, Snowpiercer adı verilen bir trende yaşamak zorunda kalmıştır. Ancak trendeki insanlar yöneten ve yönetilen kesim olarak ikiye ayrılmıştır. Sürekli ezilen arka vagon halkı, artık bu duruma bir son vermek istemektedir. Güney Koreli ünlü yönetmen Joon-ho Bong'un ilk İngilizce film denemesi olan Snowpiercer'da çok iyi bir oyuncu kadrosu bizleri bekliyor. Captain America filminden hatırladığımız Chris Evans'ın başrolde olduğu filmde Allison Pill ve Jamie Bell gibi genç oyuncuların yanı sıra, John Hurt, Tilda Swinton, Ed Harris gibi Hollywood'un usta isimleri de yer alıyor.
Süre
126 dakika
İzlenme
14839412 izlenme
Yıl - Ülke
Türler
Kitabini okuyanlar için vasat bir uyarlama denebilir... gerçi çok derin, çok katmanli , bol metaforlu bir sistem eleştirisi olan romanın sinemaya uyarlamasi zor olsa da, şahsen yönetmen ve başrol farkli olmaliydi.
Gereksiz uzatilan ve filmin izleyici gözünden mantiğini sorgulatan lüzumsuz aksiyon kaosu (jakuzili kisim) sıkıntı vericiydi.
Dar alanda, kalabalik aksiyon kadrosu ve koreografisi 'bulamaç' halinde sunulan aksiyon.
Ona ayrilan ekran zamani, kavramlarin altini doldurmaya harcanmaliydi.
Hele Ed Harrisli son bölüm en vurucu olmasi gerekirken, yüzeysel kaldı.
En çarpici kisim okuldu. Çocuklara iyilik timsali bir ilahi figür olarak empoze edilen Wilford, ülkemizdeki günümüz çarpık eğitim (!) sistemine adeta ayna tuttu. Sorgulama ve eleştirme öğretilmeyen genç bireyler, hepsi bir ağizdan ayni söylemi tekrarlayan, gerçekleri göremeyen ama sistemin kayitsiz şartsiz neferleri olmaz mi?
Chris Evan's bu rolün yüzü olmamaliydi. Ifade yelpazesini izleyiciye geçirmekte bir kaya parçası kadardı etkisi.
Tilda Swindon Muhteşemdi!! ...açik ara en sevdigim sahneler onunkilerdi.
Set tasarim da takdire şayandı.
Sonuçta muazzam bir çizgiroman eseri vasat bir aksiyon olarak harcandi. Puanim: 6.5
İyi seyirler.
Puan: 6.5
İkinci sezon sonrası düşüncelerim: Sean Bean’in diziye katılması kaliteyi ciddi anlamda artırdı. Ancak bu sezonda sınıf farklılıkları temasından biraz uzaklaşıp, daha çok ideolojik hakimiyet savaşlarına odaklanıyoruz. Akıl oyunları ve ihanetlerle dolu bir sezon, hareketlilik hiç bitmiyor. Sanatsal müzik performanslarına yer verilmesi de hoş bir detay olmuş. Ayrıca tıbbi deneyler gibi farklı unsurların eklenmesi diziyi daha renkli hale getirmiş. İlk sezona göre kalitenin bir tık arttığını düşünüyorum. Yeni karakterlerin öne çıkması da hoş bir değişiklik olmuş.
Üçüncü sezon sonrası değerlendirmem: Başarılı oyunculuk sergileyen karakterlerin bu sezonda daha fazla ön plana çıkması olumlu bir gelişmeydi, özellikle Ruth karakteri için. Yedinci bölümdeki alternatif evren denemesi, yönetmenin farklı bir şeyler deneme isteğinin bir yansıması gibiydi. Ancak bölüm sonundaki Melanie’nin ihaneti o kadar hızlı gelişti ki, önceki bölümlerde detaylıca işlenen daha önemsiz konular varken bu olayın bu kadar hızlı gelişmesi biraz anlamsız geldi. Yine de ikinci sezona göre daha iyi bir sezondu.
Güney Kore'nin etkisi filmde belirgin bir şekilde hissediliyor.
Ek olarak, Uzakdoğulu oyuncuların dengeli bir şekilde yer alması, izleyicinin karakterleri tanıma çabasını en aza indiriyor. İzlemesi oldukça rahat. (Çekik gözlü olmaları ve isimlerin benzerliği bir süre sonra kafa karıştırıcı olabiliyor, ama hepsi çok tatlı ve samimi insanlar.)
Elbette bazı eksiklikleri de yok değil. Dövüş sahneleri daha iyi olabilirdi, ancak izlenmeyecek kadar kötü değillerdi. Özellikle filmin sonu biraz aceleye getirilmiş gibi hissettirdi. Ancak, bir film kusurlarına rağmen izleyiciye keyifli bir deneyim sunabiliyorsa, o film izlenmeye değer demektir. Snowpiercer da bu tür filmlerden biri. Zamanın nasıl geçtiğini anlamayacaksınız. Bilim kurgu türünde mantıksız gelen unsurlar olabilir, ancak bunlara çok takılmadan filmin tadını çıkarmak gerek. Kendinizi filmin akışına bırakın. Farklı bir alternatif arayanlar için harika bir seçim olacaktır. İyi seyirler!