Diziler
Filmler
Listeler
İletişim
Ara
Giriş Yap
gönder
Temizle
Populer Aramalar
@ismailenver
6 yıl önce
katıldı.
0
film takip ediyor.
0
film/bölüm izledi.
6
yorum yaptı.
Favori Filmler
İzlenen Filmler
Sonra İzle
Yorumlar
Muazzam bir iş: Il Primo Re... Roma mitolojisine vakıf olan izleyiciyi bile şaşırtan bir Roma Kuruluş Hikayesi... Öyle ki kim, hangi aktör romus, hangisi romulus insan sorguluyor; o denli iyi kotarılmış senaryo ve oyunculuklar... Tabiat karşısındaki çaresizlik, dönemin tarihsel askeri yapısı, alet-edevat; nehir debilerinin vahşiliği, öyle ki kendinizi Tiber kıyısında değil de Amazon kıyısında sanıyorsunuz; kareografi çok çok iyi... Ne bir ters ninja kanunu var ne de Moğollardan modern dünyaya geçmiş klişe savaş taktikleri... Safi barbarlık ve vahşet ile kardeşlik ve özgürlük iç içe geçmiş... Roma'nın ilk ateşine de komşu kabilelere de iyi vurgu yapılmış... Sabinelerin işlenmemesi tamamen kronolojik. Hiç sıkılmadan izletebilmek herkesin bildiği bir efsaneyi ayrıca bir marifet... Filme düşük bütçe deniyor da zaten Roma gerçekte böyle kuruldu yani hiçlikten... İzleyin, izlettirin, hatırlayın, hatırlatın... Böylesi yapımları da eşzamanlı ancak bu platformda bulabillirsiniz, iyi seyirler...
6 yıl önce
Beğen
0
Her ne kadar Nuri Bilge Ceylan'ın ilk filmi olmasa da Mayıs Sıkıntısı ne yazık ki filmografisinin batağa saplanıp kalması sürecinin ilk filmi... Bu filmle Nuri Bilge Ceylan fotoğraf sanatını sinema sanatına öncelemenin dikkat-ilgi-başarı-şöhret-para getirdiğini fark ediyor. Halbuki Kasaba'da daha klasik bir sinema filmi seyretmiştik. Saffet, Nuri Bilge Ceylan değil biraz saffet biraz da Mehmet Emin Toprak idi... Mayıs Sıkıntısıyla Nuri Bilge Ceylan Filmografisindeki tüm protagonistler Nuri Bilge Ceylan olacaktı... Sadece mekanlar ve hikayeler değişecek kimlikler özünde objektif-lens-gözlük ve en nihayetinde Nuri Bilge Ceylan'ın gözü olacaktı. Öyle ki gerçek hayatta Muzaffer Özdemir olan Muzaffer Özdemir filmde aynı adını aktarsa da Nuri Bilge Ceylan'ın imgelemesinden öteye geçemiyor. Hatta öz babası Emin Ceylan bile Mayıs Sıkıntısı filmi için kendi olmaktan çıkıp öz oğlu Nuri Bilge Ceylan'ın kendisini algılaması olmuş... Sıfır hürriyet yani bir önceki filmindeki saffete bile reva görmüş yönetmen hürriyeti... Tabii bunu yıllar geçtikçe çektiği film sayısı arttıkça daha rahat gördük türk izleyicisi olarak. Lakin ne denli korkunç bir koşullanma ki daha 2. filminde ortaya çıkan bu görüş 30 yıl boyunca her geçen gün daha da mutaassuplık halini alıyor... Hikaye anlatmak zorundadır film. Anlatmıyorsa o en fazla belgesel ki orada bile bir çerçeve bir janr var yahut fotoğraf olur. İşte Nuri Bilge Ceylan'ı ayırt edilebilir kıldığı için daha doğrusu fotoğraf çekmeyi kamera kullanmaktan daha iyi becerdiği için yaptığı işe sinema algısı vermeye çalışmak; yaptığı işleri biçimsel olarak sinema filmi şablonuna oturtmak çabasına kani geldiği filmdir Mayıs Sıkıntısı... Zaten ilk filmlerini Nuri Bilge Ceylan boşuna fotoğraf makinesiyle çekmemiştir... 1999'dan bakınca film 10 üzerinden 7 alıyor ismailenverden ama ne yazık ki 2019'dan yani tam 30 sene sonra bakınca art niyetli bir kariyer planlamasının kötülük tohumu olarak addettiğimden puanım 10 üzerinden 6'ya düşüyor. Yine de ilk defa izleyecekler için film tavsiye edinilesi bir iş... Özellikle yönetmenlik hevesindeki kamera arkası personeline ilham verici. Son bir not; hala Nuri Bilge Ceylan teknik bilgisini ve fotoğraf sevgisini hikaye anlatımıyla birleştirip bizlere dünya sinemasında ilk 100'e girecek bir iş armağan edebilir ki varlığı Türk Varlığına armağan olsun...
6 yıl önce
Beğen
0
Betamaxta izledim Vhsde izledim Trtde izledim Vcdde izledim Dvdde izledim Londra Olimpiyatlarından önce Nette izledim Unutulmazfilmlerde de izledim... 30 senedir izliyorum ezcümle... Oscarın hak edene verildiği zamanlardan bir klasik... Bir film klasik olarak addedilecekse; efsane olacaksa, ölümsüz olacaksa dönemin, şartların, baskının, popülerin esiri olmayıp mekandan ve zamandan münezzeh bir iş olmalı... Chariots of Fire tam olarak böyle bir iş... Evrensel ve Ölümsüz... Vangelis'in müziğiyle gerçekte yaşanmış bir olaylar manzumesini sinematografik açıdan şahane anlatan 4 oscarlı sinema filmidir. Din, mezhep, kardeşlik, ulus, centilmenlik, mücadele, azim, çalışkanlık gibi hemen hemen dünyadaki tüm önemli mevhumları temasında barındıran klasiktir. Öyle ki arap asıllı hocasıyla çalışan yahudi asıllı ingiliz şampiyonun cambridge akademisyenlerine kafa tutması mı? Yoksa şabat günü olimpiyatlarda yarışmayı reddeden iskoç şampiyonunun veliaht prens ve lordlara direnmesi mi :) Her şey var... Adeta batmayan güneş imparatorluğundaki tüm taraflara eşit mesafede durma niyeti ve olimpik ruhun sportif kardeşliği ortaya sermesinin resmi bu film ve senfonisi vangelisin soundtrackı... Çinde misyonerlik yapan protestan bir rahibin tutucu oğlu olan liddell, cambridgeli yahudi abrahams, oxfordlu gazeteci bir ailenin oğlu olan montague, muhafazakar partili havers, tıp talebesi stallard gibi talebe gençlerin 1924 olimpiyatlarında büyük britanyayı tüm farklılıklarına rağmen kenetlenerek bireysel mücadele ettikleri branşlarda bile takım olmayı başararak tarihi zaferlere imza atmasını ve bilhassa son müsabaka ile amerikalıları madara edişinin destansı öyküsüdür. Film, seyriciye londra'dan paris'e geçen ekibin o yaz büyük kazanımlar elde ettiğini bunu birbirlerine borçlu olduklarını ve hayatlarının geri kalanında her birinin kendi dallarında, kariyerlerinde zirveye çıkarak örnek insan olmalarını aktarmakta. mutlaka izlenmeli... Liddell'ın kafayı koşarken geriye atması, konuşurken yağmurun sorduğu soruyla şiddetlenmesi ve verdiği "from within" cevabıyla güneş açması gibi son derece vurucu detaylara sahip şaheser... Alın çayınızı, kahvenizi bu dünyanın yapaylığından uzaklaşıp sinema nedir; sanat nedir; yaşam nedir; hayat gailesi nedir; senaryo nedir sorularının cevabını bulup salonlarda izlediğimiz sinema filmiyse bu ne diye kendinize sorup sorup durun... iyi seyirler....
6 yıl önce
Beğen
0
Güzel bir politik film denemesi. Türkiye'de politik film çekilmez. Çekilemez değil istenirse çekilir kimse de sansürlemez ama bi de yönetmen sineması politik film çekerse ya didkatizmin dibine vurur veyahut propaganda yapar. Maalesef durum bu. Sarmaşık her ne kadar alegorik bir film olsa da kurduğu analojiler ve onlarca atıfla çok bariz yapmış bunu. Dolayısıyla çok bariz. Farz-ı muhal Taxi Driver da politik filmdir ama kör göze parmak değildir. Bugün bile birçok sinefil Taxi Driver'ın Nixon Taraftarı bir film olduğunu bilmez. "Sessiz Çoğunluğun Sesi"dir Travis üzerinden Scorsese... Sarmaşık elbette Türk Sineması için küvezlik nadide bir eser o yüzden bu barizlik bayağılık olarak kabul edilmemeli. Şahsen izlerken tebessüm etmiş takdir etmiştim lakin Tolga Karaçelik'in galiba yaşının küçük olması sebebiyle Türkiye'deki politik spektruma hakim olamaması karakterlerin temsil ettiği cenahların kendi arasındaki ilşkisinin Türk Yakın Siyasi Tarihiyle örtüşmemesi... Açıklamak gerekirse; misal Kürtlerin, Devlet Aygıtıyla yahut Derin Devlet ile ya da direkt Rejimle ne gibi bir organik bağı olabilir ki? Ya da Milliyetçi kesimin Komünist kesime bu kadar sempatiyle yaklaşması nasıl olabilir? Ha keza Türkiye'de Sosyal Demokratlar Komünistleri yönlendirmiştir ama filmde tersi oluyor... Ya da Rejimin islamcılarla arasının iyi olması da neyin nesi??? İşte tüm bu sorular Türk Siyasi Hayatını idrak edememiş olmak, kendi yaşam süresiyle ülkenin politik tarihini eşlemek ve dahası yönetmen-senarist ve yapımcı Tolga'nın kendi filmin öznesi olarak görmesi. Bu açılardan tam bir mantık hatası var yoksa Gemi'nin Türkiye olması; karakterlerin Türk toplumunun belli başlı cenahlarını temsil etmesi, sinematografik dil, kurgu, hikaye ve çekimler açısından şahane bir eser. Mamafih bu filmi kurtarmaya yetmiyor. Türk Siyasi Hayatını Gezi gibi bir çocuksu ve post modern bir örnek üzerinden tahlil ederek bu film tasarlanmış. Yani 40 yıllık terör operasyonlarının olduğu bir ülkede hangi akla hizmet siyasal kürtçülerin Türk Devletini, Türk Soluna karşı koruduğu savunulabilir ki? Bilakis Siyasal Kürtçüler Türk Solunu Devlete karşı korur haldeler... Aynı durum 30 yıla yakındır devletin siyasal islamcıları rejim tehdidi olarak kabul etmesinin göz ardı edilerek devletin siyasal islamcıları koruduğu safsatasına ne demeli? Ya da milliyetçiler ile komünistlerin arasının iyi olması 1970ler Türkiyesinin atlanıldığının ikrarı değil mi? Tolga Karaçelik sadece Gezi eylemleri üstünden Türkiye tahlil yapmış. Devlet = Siyasal İslam + Siyasal Kürçüler VS milliyetçiler + sosyal demokratlar +komünistler Alegorizmin mutlaka gerçekliğe dokunması gerek yoksa alternatif bir gerçeklikle anlattığın şey fiktif olur ve siyasi fikirler göndermeye dönüşemez zira refere edilecek nokta hakikat olmaktan çıkmıştır. Ayrıca devlet aygıtını temsil eden beybabanın telefonda kimle konuştuğu sorunsalına da bir cevap getirmemiş Tolga Karaçelik ilginç bir şekilde... Zira kurduğu alternatif Türk Siyasasının dayanağı Batı olmak zorunda ama kendisi de Gezici olan yönetmen-senarist-yapımcı kalkıp da buna atıfta bulunamıyor doğal olarak.... Küresel Sermaye Sahipleri ise Armatör Firma e o zaman bunun menşei asyalılar mı yahut afrikalılar mı??? Galiba politik film denemeleri Türkiye'ede yapılırken birazcık da olsa yakın tarih, sosyoloji filan çalışmak gerek eğer ki vakıf değilse eser sahipleri.... Sarmaşık'ı teknik açıdan değerlendirirsek filmin tek mekan olması muazzam zira düşük bütçe oluşturmanın en iyi yolu mekan sayısını kısmaktır. Lakin bu durumda banallaşmadan ve izleyicinin dikkatini canlı tutmanız gerekir. Sarmaşık bu açıdan başarılı zira hikaye ggereği tek mekanda olmak zorundasın. Filmde kurgusal olarak klasik bir yöntem seçilmiş olsa da filme akıcılık kattığı bir gerçek. Görsel efektleri de çok başarı buldum. Hiç eğreti durmamış adeta filmi örtmüş. Her sıkışan Türk Filminin sigortası da ister reforme olsun ister deforme olsun isterse de kendi formunda olsun Türk Halk Müziğidir... Bu filmde de Cem Karaca yapması gerekeni yapmış... Birkaç lafız da diyaloglara... Hakkaten sokağı yakalamış, jargon sahibi, karakterli bir senaryo... Türk Klasik Musikisi dinleyen alkolsever bir beybaba nasıl İstanbulca konuşursa öyle konuşuyor beybaba karakteri... Yahut sokakta yolunu bulan lümpen, dümenci, sinyalci, üçkağıtçı nasıl hikayeler sıralarsa öyle sıralıyor cenk... Çok sahici... Sanat da oldukça iyi; tüm nesneler göndermelere uygun seçilmiş... Atatürk posterinden Adana Demirspor formasına kadar... Eğer ki yetkiyi Beybaba, İsmail'e değil de Nadir'e verseydi ve kayırdığı tayfa Nadir değil de Alper olsaydı; Cenk, İsmail'den çok Nadir'e bilenseydi ve Alper'den çok Kürt ile takılsaydı özetle; Beybaba+Alper+Nadir VS İsmail+Cenk+Kürt olarak bir dikotomi oluşmuş olsaydı efsane bir türk filmi izlemiş olurduk ki Tolga Karaçelik'in şahsen vermek istediği tüm çatışmalar yine verilebilirdi yani İslamcı-Solcu Ayrışması... Yine de Tolga Karaçelik'in ihanet raddesine varacak bir Türkiye Düşmanlığı yaptığını düşünmüyorum galiba ait olduğu orta-üst sınıf yaşıtları gibi o da "Aynı Gemideyiz" metaforundan ve söyleminden çok sıkılmış Türkiye'yi görmek istediği gibi okumuş pek derine inmeden kendi nefsinin ve tecrübelerinin sığlığıyla Türkiye'nin derinliğini ölçmeye çalışmış. Sarmaşık'a 10 üzerinden not vermem gerekirse rahatlıkla 7 verebilirim. Tek mekan ve alegorik bir film için bence 104 dakika hiç fena bir süre değil. Gelecek vaat eden bir yönetmen Tolga Karaçelik ne var ki yönetttiğin filmlerin senaristi de sen olursan kaçınılmaz olarak senaryo üzerinden de eleştiriliyorsun. Yine de 34 yaşında yapılmış bir iş Sarmaşık... Her şeye rağmen takdire şayan...
6 yıl önce
Beğen
0
Noe Sinemasını izleyip karar verin zira bu son derece vasat bir Noe Filmi maalesef
6 yıl önce
Beğen
0
Muazzam bir politik film. Son yıllarda hiç bu kadar iyisi yapılmamıştı. Öyle ki sinefiller ve eleştirmenler filmi kategorize edemiyor janrı olarak... Zira film alışılmış kalıpların dışında. Yıllardır Ken Loach gibi siyasi figürlerin sinemada bu denli muazzam konuları bu kadar az propaganda ve bol tarihi veriyle sinematografik bir yapı içerisinde aktarılması muazzam. Galiba filmin henüz Türkiye dağıtımcısının olmaması, dünyada iyi bir gişesi olmaması ve liberal-solcu sinema eleştirmenlerinin filmi görmezden gelmeye çalışması da tüm bunların adeta doğal bir sonucu. Şahsen Apocalypse Now ayarında çok ciddi bir politik mesajı var ama bunu tıpkı o filmdeki gibi kör göze parmak sokmadan yapıyor. Filmde; Anglikan Zulmü işlenmiş mi? İşlenmiş Çorba karşılığı cebri irtidak işlenmiş mi? İşlenmiş Cebri ingilizce dayatması işlenmiş mi? İşlenmiş Tefeci işbirlikçiler işlenmiş mi? İşlenmiş Katolik sadakati işlenmiş mi? İşlenmiş Kıtlığın esas sebebi olan zehirli patatesler işlenmiş mi? İşlenmiş Göçmen derebeyleri sorunsalı işlenmiş mi? İşlenmiş Britanya İmparatorluğunun tüm farklı itikadi yapılara tahakkümü işlenmiş mi? İşlenmiş Dolayısıyla; Irish Potato Famine-Ulster Movement-Troubles-Good Friday'e kadar uzanan 1.5 asırlık İrlanda Tarihi 100 dakikalık bir filme sıfır didaktizmle son derece akan bir kurgu ve hikaye örgüsüyle sunmak Black '47 şimdiden sinema tarihine soktu... Filmin tutmamasının sebebi ise geçer akçe değil... Ne güncel siyasi tarıtşmalarda işe yarıyor ne içinde bir aşk hikayesi barındırıyor ne müstehcenlik ne şiddetin glorifikasyonu ne de klişe diyaloglar... pür gerçekler... Film hakkındaki genel yaftalamalarsa filmin bir kovboy filmi olduğu :) alakası yok lakin afiş seçimi biraz da bu önyargıya neden oluyor. Film bir intikam hikayesi de değil dediğim gibi irlanda tarihi hakkında bilgi sahibi olmayanlara didakte etmeden en hızlı şekilde bilgi aktarımını gerilim ve aksiyon eşliğinde sunuyor. Karakterlerin dönüşümü de oldukça ilginç; Hannah (Weaving) işbirlikçi bir irlandalıdan vatanperver bir irlandalıya, Hobson (Keoghan) naif bir brit foot soldierından vicdan sahibi bir retçiye, Feeney (Frecheville) göçmen olmaya çalışan bir asker kaçağından afgan bir mücahide, Conneely (Rea) umursamaz bir konformistten duyarlı bir irlanda milliyetçisine dönüşüyor... Değişmeyen tek ana karakter ise kibirli, cahil, toy ve acımasız Pope (Fox) ki tarih boyunca İngiliz Emperyalizmi de bu değil mi? Yani film amacına ulaşıyor... Son sahnede Hannah yeni dünyaya göç ile ingilizlerden intikam alma arasında yol ayrımında kalınca tam olarak sanatsal bir ifadeyle ortalama bir irlandalının 1847'de göç etmek ve savaşmak dışında bir seçeneğinin olmadığını diğer tüm ihtimallerin asimilasyon olduğunu zamana, mekana ve imkana yenik düşmeden dört başı mamur bir anlatımla ortaya koymuş bu filmle yönetmen-senarist-yapımcı Lance Daly... Son bir anekdot; Daly, Berlin Film Festivalinde tüm irlanda nüfusunun bugün hala 1840lardaki nüfusuna yükselemediğini acı bir ifadeyle gözler önüne serdiğinde gazetecilerin hiçbirinden tek bir çıt bile çıkmamıştı :) Varın siz düşünün ne büyük bir katliama ve soykırıma İrlandalıların maruz kaldığını... Gece gündüz politik doğruculuk kasan sinemacılar niçin bugüne kadar bu konuya hiç değinmemiş acaba? Geçer akçe değil zira...
6 yıl önce
Beğen
0