Diziler
Filmler
Listeler
İletişim
Ara
Giriş Yap
gönder
Temizle
Populer Aramalar
@Rogojin
9 yıl önce
katıldı.
0
film takip ediyor.
0
film/bölüm izledi.
12
yorum yaptı.
Favori Filmler
İzlenen Filmler
Sonra İzle
Yorumlar
Bu film, ilgi çekici bir konu ve temayı hem izlemesi kolay ve hem de mesajını çok rahatça verdiği senaryosuyla iyi bir ana akım sineması örneği; iyi yazılmış olmasının en olumlu yanlarından biri Louis Bloom karakterinin gerçekçiliğinin her şeyin önüne geçmiş olması diyebiliriz; film boyunca beş para etmez karakterinin amaçladığı yönde attığı adımları ve ahlakı sıfırlamasını izlerken bir yandan da hem yönetmen hem de senarist olan Dan Gilroy'un boşa çıkmış ABD rüyası ve kapitalizmin lideri ülkesine son derece sade bir dille itirazını dile getirişini de görüyoruz: şefkat ve merhamet elini uzatarak başkalarının acılarını dindirmek, onlara yardımcı olmak ve paylaşmak varken başkasının acizliğinden, zaafından, ölmesinden palazlanan ve bu kanla yaşamayı seçenlerin ve seçenek olarak da kendilerini bunu sunan ve bunu pazarlayan bir ekonomik sistemin yarattığı insanları anlatıyor film, işte bu anlamda bir vampir hikayesi anlatıyor da diyebiliriz film için. Kesinlikle öneririm.
5 yıl önce
Beğen
0
Bu film, Jarmusch'un 5. filmi. Ve yine bütün bilindik, tanıdık şeylerle açıyor filmini yönetmen: dünya sokakları, insan hikayeleri, farklı diller ve kültürlerle, küçük hayatlar yaşayan, sıradan insanlar v eonların ilginç olmayan hayatlarından parçalar, kısımlar, enstantaneler... Filmde 5 farklı ülke ve şehirde aynı gece içinde 5 taksicinin yaşadıklarından oluşan kısa hikayeler izliyoruz. Artık tipik bir Jarmusch teması olarak mekanlar, sokaklar, caddeler; ıssız sessiz- eski yeni binalar; işsiz güçsüz, sıradan insanlar; anlatmak, konuşmak, söylemek ve iletişim kurmak ihtiyacındaki insanlar görüyoruz. Her şeyden önce gitmek, bir Jarmusch teması. Echenoz okur gibi, aynen öyle, gidiyoruz her filminde yönetmenin ve mekanlar, şehirler, sokaklar, caddelerde dolanıyoruz, yol alıyoruz; dünyanın sokaklarında ve caddelerinde dolaşıyoruz Jarmusch flmlerinde. Bütün filmlerdeki karakterler, insanlar birbirlerine benziyorlar, bu karakterler onlara yakınlık hissi duymadan edemeyeceğimiz ve hikayelerine sempati ve sevgi duyacağımız karakterler kesinlikle, ve hepsi de gerçek hissi veriyorlar. Jarmusch; sokaklarda, caddelerde; bu küçük, sıradan insanların naif, kırık, sevgi dolu, komik hikayelerinden bize hakikaten bu dünyada insan olmak üzerine, parasız olmak üzerine, yalnız olmak, kaybetmek ve yaşamakta direnmek üzerine küçük cümlelerle küçük hikayeler anlatıyor. Ben kendi adıma en çok New York ve Paris hikayelerini sevdim. New York hikayesindeki komik Yo Yo, Breaking Bad'deki Gus Fring'in ta kendisi! Dünyada Bir Gece'nin her hikayesi birbirinden güzel. Oyuncular çok etkileyici, hikayeler de öyle. Bütün hikayeler gerçekçi, olağan, her dönemde anlatılabilecek hikayeler; film çekildikten bu yana 29 sene geçmiş, ama eskiyen hiç bir şey yok. Bu yüzden kesinlikle Jarmusch'un en iyi filmlerinden biri olarak, herkese öneririm.
5 yıl önce
Beğen
1
film muazzam güzellikte bir çalışma. sessiz, sakin üslubuyla ağır ağır akarak nihayetine varırken dolaştığımız bütün patikalar, bütün yollarda öncelikle çok güzel ışık çalışmaları görüyoruz: film baştan sona ışık ve gölgeyi çok doğal bir şekilde bir arada kullanarak baş karakterimiz toller'ın yaşadığı ikilemlerin, azabın, merakın ve arayışın, bütün gayretlerinin bir yansıması oluyor sanki. toller kendi vicdan azabını yüklenmiş şekilde sığındığı kilisesinde özet, prefabrik inançlarla yaşamaya çalışırken hiç sormadığı sorular sebebiyle kendisiyle yüzleşmeye zorlanıyor. bir yandan toller'ın günlüğü ve iç sesiyle yürüyoruz bu ışıklı ve gölgeli patikalarda ve bir yandan da hiç bakmadığımız bir yere bakmaya çağrılıyoruz sanki. bu yer michael'ın durduğu ve dünyaya baktığı yer. ve burası michael'ın, toller oğlunu kaybettiği ve bunun sebebi aslında kendisi olduğu halde asla yapamadığı şeyi yaptığı yer bir yandan da. michael, toller'a kendi hayatının bütün açmazları içerisinde kendine ve hayata bir bakış açısı ve bir perspektif sunuyor ve bu perspektif toller'ın zaten hassas, sallantıda olan denge arayışını zorluyor; filmin sonlarına doğru insanın içini ürperten bir gerilim ve korku hissiyle sürerek bence sinemadaki en güzel finallerden birisiyle film sona eriyor. insan ruhuna böylesi güzel bir anlatım, öykü ve perspektifle bakmak, kişisel zaaflar ve çıkmazları dünyanın can çekişen ruhuyla böyle iç içe önümüze sermek bir maharet ve takdir edilmesi gereken bir maharet hem de. bu sebeple first reformed'u herkese muhakkak öneriyorum.
5 yıl önce
Beğen
0
Bu incelikli film sinemanın ne kadar güzel olduğunu bir kez daha anlatan çok etkileyici bir eser. İnsan duygularının, ruhunun; insanın içine düştüğü çıkmazların, anlama ve dayanma gayretinin ince ince örüldüğü bir çalışma. Tekrar tekrar izlenebilecek güzellikte, uzun süre aklımızda kalacak, kendini hatırlatacak bir edebiyat örneği Frantz. İnsanları, onların ruhlarını, kırılganlıklarını, açmazlarını anlatırken karakterlerine böylesine narin, ve böylesi umursayarak yaklaşan her senaryo, her yönetmen sinema için, sanat için bir kazanç olmalı. Kendi adıma;çok severek ve çok etkilenerek izledim. Mutlaka izlemelisiniz.
5 yıl önce
Beğen
0
Blade Runner benim için bir çocukluk hatırası. VHS kasetlerde tekrar tekrar alıp izleyerek, müziğinden hikayesine dek neredeyse ezberlediğim bir filmdi Blade Runner. Sonraki senelerde ridley scott yavaş yavaş ortalama bir yönetmene dönüşürken geriye alien ve blade runner gibi iki muhteşem hatıra bırakıyordu. Arrival'ı çekebilen bir yönetmen olarak Villeneuve'ün görsel olarak kurduğu dünyanın filmle ilgili beklentileri karşılamış olsa bile hikaye olarak tam olarak hedefi tutturamadığını düşünüyorum. Süresinden akışına dek hiç bir yönü holyywood tarzı bir film özelliği taşımayan BR2049 hikaye olarak klasik, rutin iyi ve kötüler barındırıyor ve bu karakterlerin hepsi hem çok düz hem de çok klişe, Gosling hariç. Bunun nedeni olarak da çok güzel kurulmuş bir görsel dünyanın, oldukça karanlık, karamsar bir atmosfer yaratarak senaryonun arkada kalacak denli bir ağırlık kazanması olduğunu ve temelde anlatılacak yeni bir şey olmamasını, ama bu görsellikle hikayenin önüne geçilmiş olacağının hesaplandığını düşünüyorum. Senaryo çok kötüydü demiyorum, ama bayatlamak üzere bir senaryoyu baharatlarla çok güzel kurtarıyorlar diyorum. Blade Runner'ı izlemiş olanlara bu devam filmini mutlaka izlemelerini öneririm
5 yıl önce
Beğen
0
Galiba Tarantino'ya olan ilgisizliğim bu filmle son buluyor, çünkü hateful eight'i büyük bir keyifle izledim. İzlerken yönetmenin hikayesini anlatırken düz bir anlatım yerine farklı yönlere saparak ilerlemesini ve ortaya çıkan şeyin sadece seyirlik olduğunu görerek daha büyük keyif aldım. Sanki bu film gerçek dünyayla ilgilenmiyor ve gerçek dünya yerine sadece perdede var olabilecek bir dünyaya bakıyor, bizi kendi baktığı yerden hikayesinin tadını çıkarmamızı isteyerek oraya çekiyor. Hikaye ilerlerken hilesini, yapaylığını göstere göstere sinemanın tadını çıkarmamızı sağlıyor yönetmen. Şu anda, tarantino izlemişliğimin acemiliğiyle ancak bu kadar söyleyebilirim.Kendi adıma dört dörtlük bir "seyir"di. Herkese öneririm
5 yıl önce
Beğen
0
Joker için kötü bir film denemez, ancak diğer karakterler de joker kadar önemsenmeliydi . O zaman Joker'in kimliğine çıkma süreci daha etkileyici olabilirdi belki de, çünkü arthur aslında iyi birisi olduğu için ezilen birisi değil. Zaten iyi birisi değil, ve başına gelen kötü olaylar sadece onun kendisini kabul etmesi için bir araç görevi görüyor. Tek kişilik bir film olarak Joker evet, narsist ve hasta bir insanın iyi olmak, toplumun kurallarına uymak için kendini ezmek ve kendine eziyet etmekten vazgeçerek dışarıya bakarak kendisini görmesini anlatıyor: kendisi hasta, insanlar hastalar ve bu kadar hasta insan arasında artık rol yapmanın ve -mış gibi yaparak yaşamaya çalışmanın bir anlamı yok. Filmin finali de arthur'u artık joker olarak hem kendisini kabullenmiş hem de insanlar tarafından kabul görmüş haliyle gösteriyor bize. İyi güzel, ama film bir türlü "o hissi" veremiyor. Bu film kendi meziyetini ve gücünü bilen ve çok iyi yazılmış bir film ama gerçeklik hissi ilginç bir şekilde sahte hissi veren bir film bu. Yaşanan şeylerin gerçekten olmuş olması muhtemel, şaşırtıcı bir şey yok, ama joker karakteri sanki istediği sonuca çok zahmetsiz, çok rahat ulaşıyor. Bu kolaylık ilgi çekiyor ama yine de bir anlamda bir fantastik film izlediğimizi düşünüyoruz. Sanki gerçek üstü hiç bir efekt veya olay, vb kullanmadan çekilmiş bir fantastik film gibi Joker. İşte bu sebeple hakikaten makyajı var Joker'in ve dibi bir şekilde görünüyor. Bu noktaların yanında Joaquin Phoenix'in oyunculuğu, ışık ve renk kullanımı, müzikler çok iyi, etkileyici ve ilgiyi hak ediyorlar.
5 yıl önce
Beğen
0
Bir annenin merhameti, azarı ve sevgisi herhalde ancak bu kadar etkileyici bir şekilde anlatılabilirdi. Film sona ermek üzereyken ağlamaya başladım ve bittikten sonra da hemen bitmedi gözyaşlarım. İnsanlar insanlara neler yapıyorlar. Ne kadar çok kötülük, ne kadar korkunç şeyler. İnsanlar da hayvanlar da, yaşayan herkes insanın elinden çekiyor. Bunca kötülüğün ve vahşetin arasında bir annenin merhameti, sebatı, acıya ve kötülüğe sabredişi ve evlatlarına kucak açışı ve insan olmakta direnişi ne kadar güzel, etkileyici, ne kadar sade ve ne kadar ürkütücü, yalınlığıyla insanı hakikaten, hiç abartmaksızın, hakikaten, gerçekten ürperten bir şekilde anlatılıyor. Yönetmenin son filmi Blade runner 2049'da anlattığını sandığı ve önümüze çerez niyetine koyduğu sığ senaryosunu düşününce nereden nereye dememek imkansız.Görsel efektler ve göz kamaştırıcı görsel tasarımlar olmadan yıkık dökük günümüz dünyasından insan ruhuna dair bu kadar acıtıcı bir film çekebilmek bir maharet değil mi? Kesinlikle izlenmeyi, takdir görmeyi, hafızalarda yer etmeyi hak ediyor Incendies. Bu muazzam güzellikteki sinema eserini herkesin izlemesini öneriyorum. Lütfen, izleyin. Lütfen. İzleyin.
5 yıl önce
Beğen
0
Yönetmenin Ayin adlı filmi izlediğim en iyi korku filmlerinden birisi. Yeni filmini iki kısım olarak izledim ve aslında ilk filminde daha ölçülü ve daha gerçekçi bir üslpla anlatmayı başardığı hikayesi ve özellikle de kurmayı başarabildiği hakikaten ürkütücü atmosferinin burada muhakkak filme dair bir çok inceleme ve eleştiride karşımıza çıkan beyaz, gün ışığı aydınlık gibi karanlık ve kötülüğün çağrıştırdığı her şeyden uzak bir yerde kurulduğunu görüyoruz . Aydınlıkta, ışıkta, gün ışığında bembeyaz, tertemiz görünen bu atmosferin ilk filmden çok çok daha ürkütücü olduğunu filmin son yarım saatinde teslim etmemiz gerekiyor. İnanmanın getirdiği delilik herhalde en çok Ken Russell'ın The Devils adlı şok edici filminde, Aranosfky'nin şaşırtıcı Mother! adlı filminde karşımıza çıkmış olsa gerek. Ancak The Devils bile deliliğin, manyaklaşmışlığın resmini bu derece normal, uysal, tertemiz çizmiyordu bize. Burada korkunç, dehşet verici bir delilik var. Burada "olamaz" dedirten bir katı inanç, bir iman pratiği var. İnsanların insanlara inançları uğruna yaptıklarını böylesine ilgi çekici bir hikaye ile, özellikle de filmin son kırk dakikasında, dans bölümünden itibaren gösterdikleri ile anlatabilen bir film için amacına ulaşmış diyebiliriz bence: biz insanlar suç dediğimiz, günah dediğimiz, doğru dediğimiz herşeyde belki de sadece kültürümüzle, insan kültürüyle sınırlanmış ve kıstasımızı o kabul etmiş durumdayız. Kendi inançlarımız açısından bu inançtan, bu kültürden olmayan herkes için belki de filmdeki köylüler gibiyiz. Kimleri, neleri kurban etmiyor ve bunları meşrulaştırmıyoruz ki bunun uğruna! İnsanı afallatan, şaşırtan, hakikaten ne diyeceğimizi bilemeyecek bir noktada bizi kalakalmış bırakan bir film Midsommar. Kendi adıma çok beğendim, ürkütücü ve çok düşündürücü buldum. Filmin açılış sekansı da kendi başına kısa bir korku filmi gibi. Mutlaka izleyin.
5 yıl önce
Beğen
0
François Ozon'u Korona günlerinde tanımaya başladım...muazzam güzellikte bir filmdi izlediğim. Yönetmenin edebiyatta, sinemada anlatmak ve hikaye etmek üzerine önümüze koyduğu bu hikaye bence tekrar tekrar izlenebilecek denli güzel bir yapım. İzlerken çok şaşırdım ve senaryosunu kendisinin yazmış olması aynen Haneke gibi, yönetmeni daha çok sevmemi sağlıyor. Ne güzel şeyler anlatıyorlar, ne kadar güzel hikayeler anlatıyorlar ve bütün bu hikayeler hayatlarımızı daha güzel yapmak için bir vesile gibi. Hikaye anlatmanın ve hikaye dinlemenin kendisini sevmek ve sonra anlatmak, anlatmak, anlatmak... bir insanın oturup bu filmin senaryosunu yazabilmesini, bunu yaparak edebiyatı, sinemayı ve sanatı ergenliğe, anne olmaya, aile olmaya, ait olmaya ve hatta eşcinselliğe dahi bağlayabilmesi ve bütün bunları hem izlemesi rahat ama basit olmayan bir bçimde kotarabilmesi bir yetenek ve maharet, ustalık gerektiriyor. Kaçırmayın.
5 yıl önce
Beğen
0
Yüzleşme ya da gerçek adıyla Tanrının Lütfuyla/İnşallah, dünden beri izlediğim 3. Ozon filmi ve bana şunları düşündürdü: Franzt, Dans la Maison ve bu filmde yönetmenin anlatmak ve hikaye etmek, rivayet etmek üzerine düşündüğünü söyleyebiliriz. Yönetmen kendi yazdığı senaryolarla bize hikaye edilen, anlatılan, aktarılan ve genel kabul görmüş olgulara yeniden bakmamızı istiyor: Frantz'da Adrien, Frantz' a dair bir hikaye uydurur. Evde'de bütün olay zaten hikaye anlatmak üzeredir. Yüzleşme'de ise tacize uğrayan adamlar yaşadıklarını anlatır, epostalar, mektuplar okunur sürekli. Böylece bu üç filmde yönetmenin rivayetler, aktarımlar, hikayeler aracılığıyla bireysel anlatılar ve hikayelerden büyük anlatılara ve hikayelere yeniden bakmamızı istediğini söyleyebiliriz: Frantz'da milliyetçilik ve vatan; Evde'de aile; Yüzleşme'de ise dine dair büyük anlatılar, hikâyelerle durup düşünmemiz istenir: bu hikaye ve anlatılar gerçek midir? Yoksa yalan mı söylenmektedir? Sadece bir hikaye olabilirler mi? Böylece Haneke'nin görüntünün gerçekliği üzerinden gerçekliğin temsili ile ilgili olan derdi gibi, Ozon tarafından duyduklarımız ve okuduklarımız, dinlediklerimiz üzerine, doğru işitmek ve doğru anlatmak üzerine bir tema geliştirdiğini söyleyebiliriz, belki. Film ilginç bir filmdi. Yüksek puan almamasının sebebinin yönetmenin hikaye anlatır bir tarzda dram havası yaratmak yerine hiç bir şekilde belgesele benzemeyen ama rivayeti bırakıp "belge" olmaya gayret eden bir tutum sergilemesi olduğunu düşünebiliriz. Kesinlikle öneriyorum bu filmi
5 yıl önce
Beğen
0
Blade Runner benim için bir çocukluk hatırası. VHS kasetlerde tekrar tekrar alıp izleyerek, müziğinden hikayesine dek neredeyse ezberlediğim bir filmdi Blade Runner. Sonraki senelerde ridley scott yavaş yavaş ortalama bir yönetmene dönüşürken geriye alien ve blade runner gibi iki muhteşem hatıra bırakıyordu. Arrival'ı çekebilen bir yönetmen olarak Villeneuve'ün görsel olarak kurduğu dünyanın filmle ilgili beklentileri karşılamış olsa bile hikaye olarak tam olarak hedefi tutturamadığını düşünüyorum. Süresinden akışına dek hiç bir yönü holyywood tarzı bir film özelliği taşımayan BR2049 hikaye olarak klasik, rutin iyi ve kötüler barındırıyor ve bu karakterlerin hepsi hem çok düz hem de çok klişe, Gosling hariç. Bunun nedeni olarak da çok güzel kurulmuş bir görsel dünyanın, oldukça karanlık, karamsar bir atmosfer yaratarak senaryonun arkada kalacak denli bir ağırlık kazanması olduğunu ve temelde anlatılacak yeni bir şey olmamasını, ama bu görsellikle hikayenin önüne geçilmiş olacağının hesaplandığını düşünüyorum. Senaryo çok kötüydü demiyorum, ama bayatlamak üzere bir senaryoyu baharatlarla çok güzel kurtarıyorlar diyorum. Blade Runner'ı izlemiş olanlara bu devam filmini mutlaka izlemelerini öneririm.
6 yıl önce
Beğen
0
Daha Fazla Göster