Diziler
Filmler
Listeler
İletişim
Ara
Giriş Yap
gönder
Temizle
Populer Aramalar
@schizoidcrimson
9 yıl önce
katıldı.
0
film takip ediyor.
0
film/bölüm izledi.
8
yorum yaptı.
Favori Filmler
İzlenen Filmler
Sonra İzle
Yorumlar
Tamamen izlenmesi gereken bir film olduğu söylendiği için izledim. IMDb puanı da 8.5 değil, 8.2. Uzun bir filmdi. İzlerken gayet keyifle izledim, görüntüler de güzeldi. Ama bittiğinde bana hiçbir şey katmamış olduğunu fark ettim, oyunculuk bile yoktu ,aklımdan bile geçirmedim ''ya para avcısı ne güzeldi'' diye. Kısacası boşa geçirecek 3 saatiniz varsa, neden olmasın, izleyin.
9 yıl önce
Beğen
0
Jane Austen'i çok sevdiğim halde sadece James McAvoy için izledim. Biyografi filmleri genelde beklediğimizin altında oluyor. Ama hakkını da vereyim, gerçekten romantik film. [spoiler] Kadın 41'inde gidiyor, sen 93'üne kadar yaşamışsın, Bu ne vefasızlık! Jane'e saygın olsun, bi kesik atıvereydin koluna. :) [/spoiler]
9 yıl önce
Beğen
0
2 saat ayıracak boş vaktiniz var olsa bile, izlenmeye değecek bir film olduğunu düşünmüyorum. İçinde Geoffrey Rush, Colin Firth ya da Joseph Fiennes'in oynaması bile kurtaramamış filmi. [Şahsen ben Colin Firth için izledim, hatta izlerken çok eğlendim, Firth'ü böyle bir karakterde görmek. :) ]
9 yıl önce
Beğen
0
Sadizmin babasının biyografisi. Geoffrey Rush, Kate Winslet ve Michael Caine; Oscar ödüllük 3 muhteşem oyuncu.. Marquis de Sade'in döneme aykırı (bana göre dahiyane) hikayeleri, zor anlarda pratik zekasıyla hikaye yazabilecek materyalleri elde etmesi, hasta bakıcı Madeleine'nin filmin sonuna kadar yanıldığımız kişiliği, doktorun Sade'i tedavi ederken kendi prestijini düşünmesi, o öldüğünde de yine kendi prestijini ve maddiyatını düşünmesi, papazın din ve tanrı bilincinin; aşkını bastırması, fakat acısını ve haykıran bilincini hiç de bastıramaması.. İzlendiği takdirde beynimizde aşkı sorguladığımız, sadizmin böyle sıradan hatta romantikçe anlatılmasını sorguladığımız, ''tanrı ve din bilincini'' özellikle sorguladığımız bir film. Bu filmi ya seversiniz, ya da sevmezsiniz. Aslında ortası yok.
9 yıl önce
Beğen
0
Alfred Hitchcock'un bizzat kendisinin en sevdiği film imiş bu. Santa Rosa, California’ da yaşayan bir genç kız olan Charlotte “Charlie” Newton (Teresa Wright), çekirdek ailesi ile olan monoton yaşamından fena halde sıkılmaka, hayatlarını değiştirecek bir şeyler aramaktadır. Tam da bu sırada annesinin en küçük kardeşi olan Charlie Oakley’ in (Joseph Cotten) onları ziyarete geleceği haberini alır. Dayısına bir sevgiliye olunabilecek derecede hayran olan Charlotte, onun gelişinin her şeyi değiştireceğinden emindir. Bence dayısına duyduğu hayranlık biraz hastalıklı. Charlie Dayı geldikten hemen sonra gazeteci olduklarını iddia eden iki adam, ortalama Amerikan ailesini incelediklerini söyleyip onların evine ropörtaja gelir. Charlie Dayı, ailenin gazetecilere olan heyecanını paylaşmaz; aksine sinirli bir halde onlardan uzak durur. Gazeteciler ise özellikle onunla konuşmaya ve fotoğrafını çekmeye çalışmaktadır. Sonunda gazetecilerden biri Charlotte ile konuşup kendisinin aslında Dedektif Jack Graham (Macdonald Carey) olduğunu ve Charlotte’un dayısının zengin kadınları baştan çıkarttıktan sonra onları öldürüp paralarıyla kaçan bir seri katil olma ihtimali ile izlenmekte olduğunu anlatır. Farklı kentlerdeki şüphelilerin peşine düşen polis gerçek katili bulmaya çalışmaktadır. Charlotte bu haber ile bir şok geçirse ve sevgili dayısının katil olabileceğine asla inanmasa da onun garip ve şüphe çeken hareketleri gittikçe daha çok dikkatini çekmeye başlar. Kimseye açamadığı bu geçek ile yaşayan Charlotte sonunda dayısının bu aranan adam olduğuna emin olur. Bu sıralarda polisten kaçan başka bir şüpheli vurulur ve polis onun gerçek katil olduğunu sanıp soruşturmayı bitirir. Bu duruma sevinen Charlie Dayı, Oakey kasabadan ayrılıp San Fransisco’ya gitmeye karar verir. Ancak yeğeni Charlotte’un her şeyi bildiğini fark edince paniğe kapılır ve ondan kurtulmak ister. Kaza gibi görünecek şekilde çeşitli kereler onu öldürmeye çalışır ama başaramaz. San Fransisco için trene bindiği gün ona hoşçakal demeye gelen Charlotte’un trenden inmesini engeller ve akabinde onu trenden atıp öldürmeye çalışır; ancak kazayla kendisi trenden düşüp karşı yönden gelen trenin altında kalır. Charlie Oakley, cenaze töreninde tüm bu olanlardan habersiz insanlarca yüce gönüllü biri olarak toprağa verilir; çünkü Charlotte gerçekleri sadece – artık sevgilisi olan – Dedektif Jack ile paylaşmıştır. Hitchcock, Şüphenin Gölgesi filminde bir çok ikilik kullanmıştır: – Telgraflar: Genç kız Charlotte dayısına telgraf göndermeye postaneye gittiğinde dayısından bir telgraf alır. – Merry Widow valsinin melodisi dayıdan kıza telepati yoluyla geçer. – “İkiz gibiyiz” lafı. – Filmde 2 dedektif, 2 şüpheli, 2 çocuk, 2 doktor, 2 amatör komşu dedektif, 2 cinayet teşebbüsü, 2 dedektif ziyareti, “İkiye Kadar” adlı bar, bu barda Charles’ın içtiği 2 brendi var. – Her insan 2 yönlüdür; hem iyi hem kötü. İnsanların salt iyi veya salt kötü olmadıklarını anlatıyor bize Hitchcock. Türk sinemasındaki o sadece kötü ve melek kadar iyi karakterler saçmalığını Yılmaz Güney yıkarak gerçeği göstermişti bize. Filmde her ikilik bir üçüncüye bağlanıyor: 1. Para: Dayıda var, kızda yok. 2. Vals: Önce dayı-kızı birleştiriyor, ama sonra ayıran bir unsur oluyor. Valsin adı “Şen Dullar”, dul katili dayıyı rahatsız ediyor. 3. Yüzük: Dayının kıza hediye ettiği yüzük önce birleştiren unsur, ancak cinayet delili haline gelince ayıran unsur oluyor. Filmde Charlotte mükemmel bir Amerikan genç kızı karakteri çiziyor; tam da oğlanın eve götürüp ailesiyle tanıştırmak isteyeceği cinsten. Dayısına duyduğu anormal hayranlık gözlerini bağlıyor, adamın son derece şüpheli davranışları, kızın canını yakması, dayısına karşı en küçük bir antipati yaratmıyor onda. Anne-kızın hep gülümseyen yüzleri bana biraz yapay geldi, hele annenin kocaman açtığı ağzıyla gülümsemesi oldukça yapmacık. Filmde çizilen “mükemmel Amerikan ailesi” tablosu aslında hiç de mükemmel değil; ailede herkes birbirinin sözünü kesiyor. Baba komşusuyla sürekli mükemmel cinayet senaryoları yazıyor. Anne fazla saf. Evin küçük kızı yaşının üç katı davranışlarda bulunuyor, adeta evdeki tek akıllı kişi. Genç kızımız bunalımda ve çareyi neredeyse (üzgünüm ama belki de gerçekte) aşk duyduğu uzaktaki dayısında arıyor. Charlotte (Charli) Hollywood standartlarının ötesine geçerek dedektifin kanatları altına girmiyor, olayı kendisi çözmeye kararlı. Bunu sinemadaki ilk feminist karakterlerden biri olarak nitelemek fazla mı iddialı olur? Gerçeği öğrendiğinde tüm dünyası sarsılıyor. O artık asla eski Charli olamayacak, dayısı masum çıksa bile.
9 yıl önce
Beğen
0
Bu filmi Salzburg'da (çekildiği şehirde) bir otelde kalırken izlemiştim. Otel her gün saat 8'de bu filmi gösteriyordu ve anlayacağınız üzere otelin ismi de ''the sound of music''. Çekildiği şehirde izlemek, aynı havayı solumak, dışarı çıkıp dağları Salzburg'u görmek, sarayı görmek, filmi hayal etmek, bütün o karakterleri.... Neredeyse dokusu hiç değişmemiş bir şehirde izlemek.. Mükemmeldi. İzlediğim ve hatta yaşadığım en iyi film-müzikaldi...
9 yıl önce
Beğen
0
Filmin başında biraz sıkıldığımı söyleyebilirim. Filmi de genel olarak 'Colin Firth'ün oynadığı film!' olarak izlemek istedim. Fakat her ne kadar dikkatsiz izlesem de, filmin sonu ve sonunda ki müzik çok vurucuydu. Çok.
9 yıl önce
Beğen
1
Daha fazla Colin Firth filmi !!
9 yıl önce
Beğen
0