Angela bir kere daha şeytani ritüel derse felç geçiricem. Aga yeter diye bağırmak istiyorum artık. Nathan Fielder orijinal bir fikir bulmuş ve bu orijinal fikri de güzelce yorumlamış ama çoğu sahnede (özellikle Angela'nın olduğu sahnelerde) ben buna neden katlanıyorum diyorum. Aynı fikirle ikinci bir sezon çekerse bayılarak izlicem diziyi ama bu haliyle beni sinir hastası yapmaktan başka bir işe yaramıyor maalesef. Ve bu bölümde sonunda Angela'nın gerçekten de ebeveynlik deneyimlemeye değil de tatil yapmaya geldiğini gördük. Bütün bu setler sahte karlar sahte kutu işleri sahte postacılar ayarlanan aktörler onca zaman emek bu kıçıkırık mahluka gidiyor ya yanarım yanarım buna yanarım. Ama ilginçtir ki bu bölümde Angela'nın haklı olduğu bir kısım var dinleri tartışırlarken: zaten çocuk yetiştireceğim kişi yani müstakbel partnerim bir hristiyan olacak diyor. Bu hayatta bazı insanların kırmızı çizgileri var, ister onaylayın ister onaylamayın kimi insanlar sırf müslüman olduğu için yahudi biriyle evlenmek istemeyebilir (kırmızı çizgisi budur), kimileri hristiyandır ve ateist biriyle evlenmek istemeyebilir vs. Hayatının çok büyük bir kısmını birlikte geçireceğin ve beraber çocuk yetiştireceğin birinin seninle uyumlu olmasını istersin, bu çok doğal bir şey. Nathan, Angela'ya çocuğu birlikte yetiştirelim derken Angela'nın kırmızı çizgisini aşacağını söylememişti sonuç olarak. Dinlere dışarıdan bir bakış atmak da çok keyifliydi, yani resmen aynı evde yaşayan iki yetişkin insan saflara ayrılıp aralarında soğuk savaş ilan etti. Ve her birinin kendini savunma şekli "benim dinim doğru senin dinin yanlış" savı üzerinden yürüyor. İki taraf da duvara konuşuyor resmen. Irklardan ve milliyetten doğan kültürel farklılıklar aile içinde bu kadar ayrıştırıcı olmuyor aslında, daha zenginleştirici faktör oluyor ama mesele din olunca insanlar hemen ayrışıyor. Uzun lafın kısası Angela nasıl ki zaten bir partner seçersem Hristiyan partner seçerim diyorsa, ben de reality showa bu kadar yakınsayan bir dizi izlemek istersem mümkünse "İsa, Hristiyanlık, koku terapisi, enerjimiz, şeytan sana musallat olmuş, şeytani ritüel" tarzı lafları edip beni sinir hastası yapan böyle bir ana karakteri olmayan dizi izlemeyi seçerim. Niye bunu izliyorum o zaman? Çünkü Nathan bunu prova ediyor, bize de bunu izlemek düşüyor. Konsept iyi de kontekst biraz sıkıntılı, dediğim gibi ikinci sezonu çıkarsa umarım en azından izlerken sinirlerimi hoplatmayan karakterler olur. Bölümün sonunda Angela'ya elveda dedik, çok şükür. Bu bölümde artık Angela bana çok tiyatral gelmeye başlamıştı. Bir ara şunu düşündüm: acaba Angela da bir aktördü ve Nathan'ın hayatını mı prova ediyorlardı? Nathan Fielder daha önce evlenip boşanmış sonuçta, bu Angela olayını da bu gerçek hayattaki evliliğinde hangi konularda nerede hata yaptığını görmek için mi düzenledi diye düşündüm. Bu bölüm Angela gitmeseydi böyle bir final görmeyi umardım.
Ve bu bölümde sonunda Angela'nın gerçekten de ebeveynlik deneyimlemeye değil de tatil yapmaya geldiğini gördük. Bütün bu setler sahte karlar sahte kutu işleri sahte postacılar ayarlanan aktörler onca zaman emek bu kıçıkırık mahluka gidiyor ya yanarım yanarım buna yanarım.
Ama ilginçtir ki bu bölümde Angela'nın haklı olduğu bir kısım var dinleri tartışırlarken: zaten çocuk yetiştireceğim kişi yani müstakbel partnerim bir hristiyan olacak diyor. Bu hayatta bazı insanların kırmızı çizgileri var, ister onaylayın ister onaylamayın kimi insanlar sırf müslüman olduğu için yahudi biriyle evlenmek istemeyebilir (kırmızı çizgisi budur), kimileri hristiyandır ve ateist biriyle evlenmek istemeyebilir vs. Hayatının çok büyük bir kısmını birlikte geçireceğin ve beraber çocuk yetiştireceğin birinin seninle uyumlu olmasını istersin, bu çok doğal bir şey. Nathan, Angela'ya çocuğu birlikte yetiştirelim derken Angela'nın kırmızı çizgisini aşacağını söylememişti sonuç olarak.
Dinlere dışarıdan bir bakış atmak da çok keyifliydi, yani resmen aynı evde yaşayan iki yetişkin insan saflara ayrılıp aralarında soğuk savaş ilan etti. Ve her birinin kendini savunma şekli "benim dinim doğru senin dinin yanlış" savı üzerinden yürüyor. İki taraf da duvara konuşuyor resmen. Irklardan ve milliyetten doğan kültürel farklılıklar aile içinde bu kadar ayrıştırıcı olmuyor aslında, daha zenginleştirici faktör oluyor ama mesele din olunca insanlar hemen ayrışıyor.
Uzun lafın kısası Angela nasıl ki zaten bir partner seçersem Hristiyan partner seçerim diyorsa, ben de reality showa bu kadar yakınsayan bir dizi izlemek istersem mümkünse "İsa, Hristiyanlık, koku terapisi, enerjimiz, şeytan sana musallat olmuş, şeytani ritüel" tarzı lafları edip beni sinir hastası yapan böyle bir ana karakteri olmayan dizi izlemeyi seçerim. Niye bunu izliyorum o zaman? Çünkü Nathan bunu prova ediyor, bize de bunu izlemek düşüyor. Konsept iyi de kontekst biraz sıkıntılı, dediğim gibi ikinci sezonu çıkarsa umarım en azından izlerken sinirlerimi hoplatmayan karakterler olur.
Bölümün sonunda Angela'ya elveda dedik, çok şükür. Bu bölümde artık Angela bana çok tiyatral gelmeye başlamıştı. Bir ara şunu düşündüm: acaba Angela da bir aktördü ve Nathan'ın hayatını mı prova ediyorlardı? Nathan Fielder daha önce evlenip boşanmış sonuçta, bu Angela olayını da bu gerçek hayattaki evliliğinde hangi konularda nerede hata yaptığını görmek için mi düzenledi diye düşündüm. Bu bölüm Angela gitmeseydi böyle bir final görmeyi umardım.